“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır; bu ceylan en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa ona yem olacağını bilir;

 

Afrika’da her saba bir aslan uyanır, bu aslan, en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa, aç kalacağını  bilir;

                       

bir aslan yada ceylan olmanız fark etmez, gün doğduğunda koşmalısınız.”

 

“Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.”

 

 

 

 

Başkaları yapabiliyorsa sizde yapabilirsiniz

 

Isim vermiyorum, yarı yıl tatilinde, torunun 7 zayıfını gören bir dede,  şöyle konuşuyordu: Öğretmen diyor ki, bir tutukluk var bu çocukta. Onu aşarsa , Efendime

söyleyim, fevkalade başarılı olacak, bomba gibi patlayacak, demişti!.. Bu hafta, bu bomba patladı, hasar oldukça büyük olmalı. Kaç dersin yaralı, kaç dersin ölü olduğu bilinmiyor, gizleniyor. Belki de, bu patlamanın şarapnel parçaları bizimkilere de sıçradı.(!?)  Velileri, bazı öğrencileri şehre, ve yatılı okula gönderme planı yapıyorlar. Gerekçe, kötü arkadaş çevresi. Yani, bende ve benim çocuğum çok şeyde, onu yalnızca dışarıdakileri bozuyor.(?) Diyelim altı başarısız öğrenci varsa, bunların velilerinin hepside, kusuru diğer başarısız beş öğrencide buluyor. Bu hesapla, herkes kendinden başkasını kusurlu, eksik görüp; başını kuma gömüyor. Kimse kendinde de bir şeyler olabileceğini, düşünmek  istemiyor. Elbetteki çevre de çok önemli; fakat asıl olan aile ve çocuktur. Böyle olup olmadığına, bir örnek vererek bakalım.

 

      “Türkiye’de en sevdiğim şey budur: En fakir çocuk çalışkan olduğu sürece  başarabiliyor ve yükselebiliyor Türkiye’nin hayran olduğum tarafı budur. Kişinin zengin veya fakir olması önemli değil; kişinin doğudan yada batıdan olması da önemli değil. Türkiye’de çalışan, gayret gösteren engelsiz yükselebiliyor.” Sizce bu sözlerin sahibi kim? O bir ömür içerisinde nereden nereye gelebildi? Onun nereye gelebildiğini hepiniz biliyorsunuz. Önce onun nereden nereye geldiğini kendi ağzından dinleyelim:  “Çocukluğumu Sürmene’nin bir dağ köyünde geçirdim. Bizim Köyde şehre gitmek bile hayaldi. Bütün hayatımı köyde geçirebileceğimi zannederdim. Hayatım da düşlediğim en büyük şey, istediğim kadar kavurma yiyebilecek paraya sahip olmaktı. Oralarda yılda bir kere ancak et yiyebilirdik. Üstelik biz köyün güya hali vakti yerinde ailesiydik. Hiçbir zaman bırakın Istanbul’u, Ankara’yı, yurtdışını, Trabzon’a bile gidebileceğimi sanmazdım. Köyde iken Ortaokula, Liseyi gitmeyi hayal bile edemezdim. Devlet bursu olmasaydı, herhalde Üniversiteyi  okumam mümkün olmazdı.”

 

      Çocukken kendisine kişisel amaç olarak seçtiği en büyük şey “istediği kadar kavurma yiyebilecek paraya sahip olmak” olan  bu kişi, sonrada Türkiye ÖSY şampiyonu olmuştur. Üniversite sınavında kazandığı bu birincilik ona hem Türkiye’deki, hem de yurtdışındaki, eğitim için gerekli olan  parasal desteğin, devlet bursu olarak verilmesini sağlamıştır. Bu genç adam için sorunları burada bitmedi. Yurtdışındaki eğitimi sırasındaki çektiği sıkıntıları şöyle anlatıyor: “1974 Türkiye’de döviz sıkıntısı başlayınca burslarımızı zamanında almadık. Amerika’da üç gün aç kaldığımı hiç unutamam. Öğrenci yurduna bulaşıkçı olarak girdim…” Yurtdışındaki eğitimini tamamladıktan sonra o, artık bir prens olmuştu. O patentli bir yazar kasa  mucidi idi. O aynı zamanda KDV vergisinin de babasıydı. O bir Maliye Bakanı’ydı. Bakan olduğu zaman bile Kartal Maltepe’deki  evini kullanan mütevazı bir insandı. O eşiyle evine giderken geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Adnan Kahveci’ydi. Sizi de bir Adnan Kahveci olmaktan alıkoyan ne?”

 

      “Sizleri yapabileceğinizin en iyisini yapmaktan, olabileceğinizin en iyisi olmaktan, yükselebileceğiniz en yüksek noktaya gelmekten alıkoyan ne?”[1]  Neyi, nasıl, neden öğrenmeliyim? Başta niçin öğrenmeliyim? Sorusuna verilecek yanıt, bizim hedefi olan ve  hedefine varmak için hırslanan insan olmamızı sağlar. Bizi, hedefe kilitler.  Bireydeki asıl motivasyon kaynağı budur. Hedefine ulaşmak için hırslanır ve ulaşacağınıza inanırsanız, bütün engelleri böylece aşabilirsiniz! Bu hırs olmadan, başarı imkansıza yakın.

 

       Okullu olarak öğrenmek için yeterli bir nedenimiz yoksa, sağlanan imkanların da hiçbir değeri  ve anlamı yoktur. Ilk öğretim dahil, öğretmen olmak için 16 yıl okumak gerekiyor. Ilköğretimden sonra, ise sekiz yıl. Sonunda beş altı yüz  YTL maaş. Oysaki ben dedemin, babamın işinde çalışırsam yada Almanya’ya gitsem veya bana bir iş kursalar. Buda olmadı, torpille bir işe girsem, türünden, bir anlayış.     

 

     Çözümü kendi dışımızda arayarak, bir yerlere uzun zaman ve yorucu emekler harcamadan, çekirge gibi sıçrayarak ulaşmak arzusu ve paralı adam olmaya her şey sanmak yanılgısı.  Bu parayı, daha kolay yoldan hadi hadi kazanırım. vb. tarzındaki  düşünüş, sorunun özünü oluşturur… Yani, değişimi, “paradigmalarda” yapmadığımız sürece, dökülme oranımız, başarı oranımızdan daima daha yüksek olacaktır.

 

      Paralı adam olmanın önemli; fakat mutlu bir adam olmak için yeterli olmadığını öğrendiğimiz, öğrettiğimiz ve buna inandığımız oranda; istatistik adam değil, kendimizin ve hatta insanlığın tarihini, geleceğini bilinçli bir şekilde etkileyen ve geçmişe kıymetli izler bırakabilecek kamil insanlar olacağız.     

 

      Her şey içimizde başlar, içimizde biter. Birinci ve  asıl güç biziz. Başarısız, umutsuz, çaresizsek; umut, çare ve başarının anahtarı biziz, diye bakamıyorsak, ötesi lafı güzaftır!..

 

    

 

a.s.

 

11/06/2005 Fethiye

 

[1]Mümin Sekman / Kesintisiz Öğrenme/ Alfa yayınevi.2002